3/10/2009

AMERICAN DREAM IS REALLY FUCKED UP ?



15 yaşındaydım,hayatımda en nefret ettiğim şey okul ve tabiki de okula gitmek için her gün kırkbeş dakika geçirdiğim Mersin-Tarsus yoluydu.Sürekli mutsuzdum.Etrafımdaki insanları anlamıyordum,ailemi çözemiyordum.Ve sonuç sıfırdı.Kafam feci karışık,en rahat ettiğim yer, tesadüf eseri kendini tarsusta bulan diğer hiç bir hocama benzemeyen Kanadalı edebiyat hocamın masasının önüydü.Diğer hocalarım gibi hiç bir soruma kesin cevaplar vermeyen sürekli aynı kıyafetlerle,kafası karışık,kompozisyonlarımıza konu sınırlaması koymayan bu acayip adamın dersinde okuduğumuz hiç bir makale , hikaye, roman diğer derslerde okuduklarımıza benzemiyordu.Bir sabah sınıfına girdim kafası masada,önünde kahvesi ve bir sürü kitap,sırama oturdum.Uyandı ve ne yapmam gerektiğini sordum.Ne yapmak istersen onu yap kitaplara bak dedi. Hiç bir beklentim olmadan The Rum Diary'i elime aldım,ve Hunter S Thompson'la yani Dr Gonzo'yla tanışmam böyle başladı.Hocam bir sene sonra Pekin'e taşındı.Bir iki maildan sonra koptuk ama beni en sevdiğim yazarlara tanıştıran,ve bir şekilde bugün bile burada olmamda etkisi olan o çok özel insanlar listesinde yerini aldı. Dr Gonzo'yu tabiki de 15 yaşındayken anlamadım,belki iki sene sonra elime aldığımda hala anlamıyordum.Üniversitenin ilk senesine kadar anlamadığım halde çok ilginç olduğunu ve bunu bildiğim için de benim diğer arkadaşlarımdan daha özel olduğum gibi şu yazıyı yazarken bile beni gülümseten her ergen gibi çok kendine özgünlüğüne,önemine tekliğine odaklanmış garip düşüncelerim vardı.Uzun süre böylesine büyük bir yanılgı içerisinde Dr Gonzo'nun yazdıklarının aslında ne demek olduğunu anlamadan vakit kaybettim.Belki de doğal olan buydu.Anlamam için büyümem lazımdı. Büyümem için de Mersin'den çıkmam lazımdı.Mersin'den çıktım ve büyümeye başladım.Ne kadar büyüdüm bilmiyorum ama Dr Gonzo'yu,yazdıklarını anladığımı düşündüğüm veya anlamaya çok yakın bir mesafede durduğum zaman Dr Gonzo intihar etti.

Kurt Vonnegut,Dr Gonzo,Jack Kerouac, William Burroughs, F Scott Fitzgerald,Richard Brautigan ve Salinger gibi yazarların o müthiş kitapları benim jenarasyonumun,lise kütüphane kartlarını doluş taşırmıştır.Ve Dr Gonzo'yu da bu saydığım yazarlar arasında anıyor olmamın tek sebebi diğerleri gibi onun da Türkiye'nin Amerika'ya binlerce km uzağında bulunan ufak bir ilçesinde yüzyıldan fazla Amerikan kültürünü,eğitim sistemini yüzlerce çocuğun bu sayede yüzlerce ailenin,hayatına sokan bir okulun,bize göstermeye,öğretmeye çalıştığı Amerika'dan çok daha farklı bir Amerika anlatıyor olmasıydı Ve ben bu Amerika'yı anlamıyordum,Kanadalı hocam dışında hiç bir hocam Amerika'yla ilgili en ufak kötü bir söz söylemiyordu.Bizim için de bu yüzden Ivy League'deki bir üniversiteye kabul edilen her abi ablamız hayal ettiğimiz her şeyi başarmış sayılıyordu.Amerika'da eğitim,Amerika'da bir iş, bir hayat,sürekli bunun gölgesinde Öss'ye çalışan yine de tea break'lerde kütüphanede Amerika için burs araştırması yapmayı ihmal etmeyen bir sürü arkadaşım ve ben.O güne kadar bazı hocalarla kutladığımız Halloween partileri,izlediğimiz Mainstream Amerikan filmleri,ve bir yandan bu yazarların anlattığı Amerika.Sanırım Mersin gibi ufak bir şehirde tek aktivitesi kitap okumak olan birisi için oldukça kafa karıştırıcı bir durumdu.Ve pes ettim.Arada kalmak bu yazarları okuyanlar için bir seçenek olamazdı.Hiç birini doğru dürüst anlamasam da anladığım bir tek şey vardı,o da Amerika,bu okulda anlatılanlar kadar mükemmel bir yer değildi.Ve bu noktada devreye siyaset girdi.Çünkü bu yazarların yazdıkları sorguladıkları aslında yüzde yüz siyasetle toplumun yapısıyla ilgiliydi. Ve belki bu yüzden bir kez daha Dr Gonzo'nun 1970 Aspen şerif seçimlerine adaylığını koyması ve konuşmalarını bugün (If'de de gösterilen ) "The Life and The Work of Dr.H Thompson" adlı belgeselde izlerken,kendimi Tarsus- Mersin yolunda kafam karışık bir şekilde bir Rum Diary'ye bir de yola bakarken buldum. Liseyi hiç özlemiyorum, ama özlediğim tek bir şey varsa o da sanırım,yukarıda saydığım yazarları keşfettiğim o ilk anlarda hissettiğim heyecanla karışık korku hissi.

Dr Gonzo'ya dönersek,1970 Aspen şerif seçimlerine adaylığını koyması,ve seçimi sağlam bir cumhuriyetçinin karşında kaybetmesinin hemen ertesinde kameralara bakıp hayalkırıklığıyla şöyle diyor: "... American dream is really fucked up."

Dr Gonzo,şu an acaba yaşıyor olsaydı Obama'nın da bir takım entellektüel takımı tarafından siyaha boyanmış bir beyaz olduğunu mu yoksa gerçek bir umudun simgesi mi olduğunu düşünürdü asla bilemeyeceğiz. Ama şundan eminim ki Obama'da, Dr Gonzo olmayabilir ama başta saydığım o yazarlardan bir tanesini bile okuyup onların yolsuzluk , korku siyaseti , ayrımcılık ve açlıktan bahsettiği o gerçek Amerika'nın ne demek olduğunu sorgulamışsa eğer (ki bence Obama'nın Dreams of My Father'ından bir satır bile okumuşssanız eğer bu bahsettiklerim bir ihtimal olmaktan çıkıp sizin için de kesinlik kazanır) Amerika Dr Gonzo'nun düşlediği Amerika'ya bir adım daha yakın demektir...

1970 Aspen şerif seçimleri , ve ve Thompson'nın seçimi kaybettikten sonraki yaptığı kısa konuşmanın yer aldığı video
Hunter S. Thompson - Aspen Sheriff Election 1970

Thru You

Az önce San Francisco'dan bir arkadaşımla konuşuyordum, tam bir aydır birbirimizin itunes'unu simplify media sayesinde sömürüyoruz . Sanırım ondan çok ben bu konuda daha başarılıyım . Bu ay bana ikinci güzelliği bu siteyi yollayarak yaptı. Bir saattir İsrailli müzisyen Kutiman'nın bu dahiyane fikrini konuşuyoruz. Son video - about kısmında Kutima'nın ağzından serüvenini dinleyebilirsiniz
Daha fazla bir şey söylemeden sizi siteye yönlendiriyorum .

THRU YOU | Kutiman mixes YouTube

3/02/2009

HOTEL B.A.U.E.N. COOPERATIVA DE TRABAJO



Cumartesi akşamı bir arkadaşımın düzenlediği ev partisinde arkadaşımın Paraguaylı bir arkadaşıyla tanıştım. Sanırım buraya geldiğimden beri, öğrendiklerimin büyük bir kısmını,ev partilerinde,akşam yemeklerinde tanıştığım insanların bana anlattıklarına borçluyum. Çünkü herhangi bir ülkenin siyasi kültürüyle,tarihiyle ilgili bir şeyler öğrenebilmek için bazen sizin seçtiğiniz kitaplar ,okuduğunuz makaleler ne yazık ki yeterli olmuyor,her zaman kaçırdığınız bir nokta bilmediğiniz kenarda köşede kalmış hikayeler aslında asıl asla atlamamanız gereken şeyler oluyor. Bu yüzden kitaplarda okuduklarımdan çok,bana anlatılanlara çok daha fazla önem veriyorum.

İşte geçtiğimiz cumartesi akşamı da burada çok sevdiğim ve sürekli bana okumam,araştırmam için bir sürü şey öneren bir yandan da çektiği belgeselleri,radyo programlarının içeriğini bıkıp usanmadan benimle paylaşan Marcel'in çok yakın arkadaşı,Jaime'yle tanıştım. Jaime,1950'lerin başlarında yoksullukla daha fazla mücadele edemeyip Arjantin'e göç etmeye karar veren Paraguaylı işçi anne ve babanın en büyük oğlu. Konuşmaya başlamamızdan itibaren Paraguay'a doğduğundan beri sadece iki kere gitme şansı olmasına rağmen ,ülkesindeki siyasi düzene, yolsuzluklara duyduğu öfkeyi bu kadar canlı tutabilmesi beni oldukça şaşırttı. Doğduğundan beri ülkesine sadece iki kere gidebilme şansı bulan bir insanın,ülkesine ve orada -kendi ailesi gibi gidebilme ve herşeyi bırakabilme şansı bulalamış - yaşam mücadelesi vermeye devam eden binlerce yoksul aileye hissettiği yakınlığını öfkesi aracıyla dile getirdiğini görmek gerçekten çok üzücü bir durumdu . Konuşmamız sırasında Paraguay'a dair bir tek güzel laf etmemiş oluşu defalarca sorduğum peki hiç mi güzel bir şey yok sorusuna hiç bir şey yok , sadece yoksulluk ve yolsuzluk ve sömürü var diye cevap vermesi beni gerçekten çok ürküttü. Paraguay,Ekvator ve Bolivya gibi Latin Amerika'nın en fakir ülkelerinden biri . 1864-1870 yılları arasında Guerra Grande ( Büyük Savaş) veyahut Guerra contra la Triple Alianza- Üçlü İttifak'a karşı Savaş- Paraguaylı'ların Arjantin-Brezilya ve Uruguay'ın oluşturduğu askeri ittifaka karşı verdiği mücadelede topraklarının,zenginliklerinin ve en önemlisi erkek nüfusunun büyük bir bölümünü kaybetmesiyle sonuçlanıyor.1864'de başlayan 1870'de biten bu vahşet dolu savaş tabiki de Paraguaylıların tarihi bilincinde büyük bir tramvaya yol açıyor.Bu yüzden Jaime'nin anlattıklarına göre bugün herhangi bir Paraguaylı için Arjantin'e,Brezilya'ya veyahut Uruguay'a göç etmek zorunda kalmak oldukça onur kırıcı bir durum.

Jaime'nin Paraguay'la ilgili anlattıkları tabiki bu kadarla bitmedi fakat daha sonra yaptığı işe geçince ilgim büsbütün Hotel B.A.U.E.N'le ilgili anlattığı hikayeye kaydı. Buraya geldiğim ilk ay içerisinde Avenida Corrientes ve Callo'nun birleştiği noktada defalarca derse giderken önünden geçtiğim bu otelin Arjantin'de işçiler tarafından yönetimine el koyulan bir çok fabrika gibi işçi kooperasyonu tarafından işletildiğini hiç bir şekilde sanırım tahmin edemezdim . Daha sonra B.A.U.E.N'inin nasıl işlediğini oldukça üstün körü birşekilde Marcel'le yaptığımız bir konuşma sırasında öğrendim. Fakat Jaime'nin burada düzenlenen sempozyumlarda,konferanslarda görevli olarak çalışması,bünyesinde 20.000 işçiyi barındıran Movimiento Nacional de Empresas Recuperadas 'ın ( işçi kooperatiflerinin sahiplerinin borç batağına sürükleyip daha sonra terk ettikleri şirket ve fabrikaların yönetimin ele geçirmeleriyle başlayan ulusal bir hareket) basından sorumlu bölümünde aktif olarak rol alması Otel B.A.U.E.N'nin geçmişiyle ve işleyişiyle ilgili oldukça detaylı bilgi almamı sağladı.

Askeri cuntanın devam ettiği 1978 yılında Dünya Kupası'na ev sahipliği yapan Buenos Aires'te -bu büyük organizasyonla birlikte şehre gelecek olan turistleri , basın ordusunu ,takımları- ağırlamak için inşa edilen onlarca otelden biri olan Hotel Bauen yıllar boyu Arjantin'inli zenginlere, ünlü siyasetçilere sanatçılara hizmetini sürdürüyor. Doksanların başından itibaren etkilerini gösteren ekonomik bunalımın, 2001 yılında ülkede yaşanan en büyük ekonomik krizle sonlanması otelin geleceğini de tamamen değiştiriyor.Otelin,borç batağına sürüklenip iflas eden sahibi tarafından terk edilmesi sonucu,kapılarının kapatışı yıllar boyu otelde görev yapmış onlarca çalışanının da krizin ortasında işsiz kalmasına sebep oluyor.

2001 yılında 2003 yılının ortasına kadar kapalı kalan otelin işçi kooperatiflerinin yardımıyla 2003 yılınının mart ayında çalışanları tarafından yönetimine el koyulması,bugün kapitalist düzenin parçası olan özel sektöre alternatif oluşturan kooperatif hareketin savaşının da sembolü haline geliyor.

Otel bugün tabiki de Buenos Aires'te bulunan bir çok lüks otelle kıyaslanamayacak kadar kötü durumda,fakat bu otelde kalmayı tercih eden müşterilerin çoğu otelin sunduğu konfor ve lüksten çok sembolik değerine önem veriyor.Bugün bu otelde yeme içme biriminden sorumlu denetmen de,odaların temizliğinden görevli ve mutfakta çalışan bulaşıkçı da aynı ücreti alıyor.Otelin işleyişiyle ilgili herhangi her sorunda bütün çalışanlarının bir araya gelmesi ve yapılacaklara oy birliğiyle karar vermeleri onları bu kurumun gerçek sahibi yapıyor.

Jaime'ye göre bu otel ve bunun gibi işçi kooperatifleri tarafından yönetimine el koyulan bir çok fabrika bugün dünyaya alternatif bir sistemin de varolabiliceğini kanıtlıyor. Jaime'nin ülkesiyle ilgili sorduğum sorulara verdiği oldukça umutsuz ve iç karartıcı yanıtlardan sonra son olarak bu hareketin ne kadar başarılı olduğunu sorduğumda içten ve umutlu bir şekilde bu hareketin ve hareketin temelini oluşturan,yönetimine el koyulan fabrikalarda çalışan işçilerin her gün bir çok problemle karşılaştıklarını, fakat kazandıkları siyasi bilinç sayesinde herşeyin üstesinden gelinebiliceği yanıtını vermesi beni bile bütün bu karanlığın ortasında bir şeylerin değişebiliceğine ve iyiye gidebiliceğine ikna etti.

Otel'in yönetimini ele geçirmek için mücadele eden çalışanlarının protestolarının yer aldığı fotoğraflar





ve otelin şimdiki hali

Ayrıca Agora tv 'de otelin çalışanlarıyla yapılan söyleşilerin yer aldığı kısa bir belgesel :

ágora tv

FEEDJIT Live Traffic Feed