Ben Afrika'yla ilgili neredeyse hiç bir şey bilmiyorum. Safarileri,aç çocukları,kabilelerin national geographic görüntüleri canlanıyor gözümde biri Afrika dediği zaman. Bir kıtaya sanırım ancak bu kadar yabancı olabilirim.Açlık çeken çocuklar,kirli sular,silah tacirleri,bilumum barış gücünün ve yardım kuruluşunun isimleri... Ama o gün Ted talk'ta rastladığım Ugandalı bir gazetecinin konuşmasını dinledikten sonra ve bir kaç yazı okuduktan sonra farkettim ki medyanın da bizim bilmemizi tercih ettiği şeyler aslında bu gibi stereotipik haber ve görüntülerden ibaret.
Bütün bunların dışında tabi birde Afrika'yı kurtarmak adına bin yıldır süren yardım çalışmaları. Binlerce Sivil toplum örgütünün her yıl kıtaya yaptığı ziyaretler,sağlık,eğitim,alt yapı çalışmaları. Peki bütün bunların sonunda Afrika neden hala iç savaş,katliam ve açlıkla anılmaya devam ediyor. Bu kıtaya yapılan onca yardımın sonunda hala neden tek bir ülkesi bile kendi kendine kalkınabilicek hale gelmedi?
Yanıtlar için bknz:
Page 1 | How to Write about Africa | Granta 92: The View from Africa | Magazine | Granta Magazine
Andrew Mwenda on Taxation and Accountability in International Aid from DRI on Vimeo.
4/15/2009
4/09/2009
WE NEED SLAVES TO BUILD MONUMENTS!

Daha önceden Dubai'yle ilgili bir şeyler yazmıştım, dün tekrar takip ettiğim bir kaç bloga bakarken,yeni bir şeylerle karşılaşınca tekrar bu konuyla ilgili bir şeyler yazmak farz oldu. Dubai'nin son 10 yıl içerisinde turizm cenneti haline geldiğiyle ilgili medyadan olsun çevremizde gidip gören insanlardan olsun bir çok şey işitiyoruz. Zaten hiç bir şey okumuyor olsak bile çoğumuzun iki saniyeliğine göz gezdirdiği Burj Al Arab'ın devasal fotoğrafları, lüks anlayışımızda çığır açmaya yetmiştir diye düşünüyorum.
Dubai'de en kralından güzel bir tatil yapmayı hayal etmekle yetinip fazla kurcalamama gibi bir seçenek de taabikide mevcut.Fakat fazla tatil hülyalarına dalmadan, piramitlerin yapılışında çalışan binlerce kölenin çektiği zulmü düşünerek Burj Al Arab'ın fotoğraflarına tekrar bakarsanız eğer,(ki hakkaten çok duyarlı olmanıza gerek yok) bu ihtişamın bedelini -piramitlerde ve daha bir çok örnekte olduğu gibi-birilerinin her zaman diğerlerinin keyfi uğruna çok ağır bir şekilde ödediği gerçeğini de direk fark edeceksiniz.
Peki bu bu bedeli en ağır şekilde ödeyen bahsettiğim birileri kim? Burj Al Arab ve benzeri bir çok otelin göz kamaştıran tanıtımlarında elbetteki yer almayan Dubai'nin görkemden pek fazla nasibini alamamış kısımlarında saatte kazandıkları bir dolarla yaşam mücadelesi veren yüz binlerce hayalet işçi.
Ben daha fazla edebiyat yapmak istemiyorum.Zaten şu aralar "Vicdanımızın rahatlaması için mi farkında olmayı tercih ediyoruz?" sorusuna verebiliceğim türlü yanıtların ağırlığı altında ezilip duruyorum. O yüzden en iyisimi siz benim gibi bir aracı olmadan kendi kendinize keşfediverin Burj Al Arab ve hayalet işçilerini...
1)ABC News
2)‘We need slaves to build monuments’ « RASMUS BRØNNUM
Decadent Dreams (DECEMEBER EDIT) from Philip J. Wiseman on Vimeo.
3)Ghaith Abdul-Ahad visits the impoverished camps for the men building the skyscrapers of Dubai and Abu Dhabi | World news | The Guardian
Ayrıca Omair Barkatullah'nın Do Buy! adlı videosunu youtube'tan izlemenizi şiddetle tavsiye ederim.
4/07/2009
BUILDING STORIES
Uzun zamandır yazamadım,misafirler,okulun açılması,dağılan dikkat,yazın en sonunda Arjantin'den geçip gitmesi,sonbahar ve bir Türkiye ziyareti.Ama madem bir iki hafta okumalarla boğuşup bir yandan da dinlenicem bloga da vakit ayırmamın vakti geldi diye düşünüyorum. Bütün bu yazmadığım süre boyunca,hayatımda ilk defa her köşede gördüğüm ilginç kitapları,makaleleri,yazıları bırakıp tek bir konuya yoğunlaşmak zorunda kaldım.Kulağa sıkıcı gelebilir ama ilerleyen zamanlarda sizinle de paylaşacağım: Arjantin-Brezilya ilişkileri. Şimdi ise yeniden yeni makeleler,bir sürü link ve kitapla tekrar ilgimi dağıtmanın mutluluğunu yaşıyorum.
Birinci bahsedeceğim şey 5-22 yaş arası dünyanın her yerinde her türlü milliyetçiliğin yeni yetişen nesillere aktarılmasında kullanılan araçların gelişen teknolojiyle nasıl çeşitlendiğiyle ilgili. Bahsedeceğim örnek bu sefer Türkiye'den değil, ayrıca unutmadan yazmak istiyorum milliyetçilik dışında da dinin de çoğu zaman bu tür araçları nasıl kullandığı malum. Bedürazam Sayit Nuri'nin hayatının bir kaç bölüme sığdırılmış çocuklara hitab eden animasyon bununla ilgili şimdilik Türkiye'de izlediğim en çarpıcı örnek.Google video'da tekrar buldum
Eğer sizde bu tür animasyonlara denk gelmişseniz lütfen bana mail atın. Herneyse konu çok dağılmasın ben şimdi burada vereceğim diğer örneğe geçiyorum.
Soğuk Savaş sırasında Amerika ve Sovyetler Birliğinin ideolojik savaşta kıran kırana mücadele ettiği dönemlerde kendi ideolojilerini ve halklarına sundukları yaşam tarzlarını tanımlamak için ihtiyaç duydukları "öteki" sadece siyasi konuşmalara,gazete yazılarına,belgesellere damgasını vurmadı.Her iki kutup içerisinde devletler ötekini uzaklaştırmak için tarih boyunca çok bilindik bir yönteme başvurdular. Ne gariptir ki uzaklaştırma yani halka "ötekini" tamamen yabancılaştırmak için "ötekine" yakınlaşmak hatta onu mercek altına almak şarttı. Bunun için ötekinin yaşadığı dünyaya adım atıldı.
Aşağıdaki belgeselde Soğuk Savaşın başlamasından itibaren,Sovyetler Birliğinde devlete hizmet ederek yaşamını sürdüren sanatçıların,Amerika'ya yani "Bolluklar ülkesine" yaptıkları yolculukları sırasında edindikleri izlenimleri,kendi ülkelerine döndüklerinde,teknolojinin en etkili ve en yeni aracı olan "görselliğe" başvururarak,yetişmekte olan nesillere aktarış serüvenlerini anlatıyor.
Bu belgeseli izlerken benim en çok takıldığım nokta, Rus sanatçıların,Amerika Birleşik Devletler'inde yaşayan zenci,fakir nüfusun maruz kaldığı ayrımcılağa karşı gösterdiği sempati.O dönemde Rus sanatçıların animasyonlarında,belgesellerinde bu insanların yaşam koşullarına hayatlarına verdikleri önem aslında bize Stalin döneminde başlatılan çalışma kamplarına gönderilen milyonlarca rusun ötekinin amaç ve idealleriyle karşılaştırılarak-çok daha kutsal bir amaç için- (devlete hizmek) - nasıl rasyonalize edildiğini gösteriyor.Bolluklar ülkesi Amerika'da yaşanan ve Kommunist Sovyetler Birliği'nin her zaman halkına ahlaki açıdan kötü ve haksız olarak göstermeye çalıştığı sınıfsal farklılıkların yarattığı bu uçurum ne kadar acıdır ki aslında o dönem,Stalin'inin düşlediği ülke içinde de,politbürodaki çalışan üst düzey yetkililer ve çalışma kamplarında çalışan sıradan işçilerin arasında da çok belirgin bir şekilde varolan refah düzeyi farkıyla eş değerde idi.
Bahsettiğim belgesele gelince
Ben yıllarca Stalin'in Beş yıllık planları kapsamında Sovyetler Birliği'nin tarıma dayalı ekonomiden,sanayi ekonomisine geçişi için milyonlarca insanın hayatına feda olan bu "kalkınma planlarının" içeriğini ve yine bu planlar kapsamında Stalin'in ülkenin altyapısında yapmayı amaçladığı değişiklikleri merak edip durdum.Dün rastladığım bir linkte en sonunda bu merakımı giderdi. Fakat Stalin'in hayal ettiği bu alt yapı projelerinden sadece bir tanesini biliyor oluşum aslında bütün bu dönemin milyonların ölümü dışında hafızalarımızda ne kadar muğlak kaldığının kanıtı.Benim gibi geriye peki ne kaldı diye düşünebilirsiniz.Tahminimce hala Rusya Devlet arşivlerinde saklanan projeler ve planlar,ve tabi milyonlarca insanın donarak,açlıktan ve sefaletten bu gerçekleşmesi olanaksız,gerçekleşse bile neye yarayacağı meçhul projeler uğruna ölüp gitmeleri...



Stalin'in bu yedi projesinin resimlerinin ve hikayelerinin yer aldığı link
Bigger is Better: 7 Insane Soviet Projects. - Neatorama
Birinci bahsedeceğim şey 5-22 yaş arası dünyanın her yerinde her türlü milliyetçiliğin yeni yetişen nesillere aktarılmasında kullanılan araçların gelişen teknolojiyle nasıl çeşitlendiğiyle ilgili. Bahsedeceğim örnek bu sefer Türkiye'den değil, ayrıca unutmadan yazmak istiyorum milliyetçilik dışında da dinin de çoğu zaman bu tür araçları nasıl kullandığı malum. Bedürazam Sayit Nuri'nin hayatının bir kaç bölüme sığdırılmış çocuklara hitab eden animasyon bununla ilgili şimdilik Türkiye'de izlediğim en çarpıcı örnek.Google video'da tekrar buldum
Eğer sizde bu tür animasyonlara denk gelmişseniz lütfen bana mail atın. Herneyse konu çok dağılmasın ben şimdi burada vereceğim diğer örneğe geçiyorum.
Soğuk Savaş sırasında Amerika ve Sovyetler Birliğinin ideolojik savaşta kıran kırana mücadele ettiği dönemlerde kendi ideolojilerini ve halklarına sundukları yaşam tarzlarını tanımlamak için ihtiyaç duydukları "öteki" sadece siyasi konuşmalara,gazete yazılarına,belgesellere damgasını vurmadı.Her iki kutup içerisinde devletler ötekini uzaklaştırmak için tarih boyunca çok bilindik bir yönteme başvurdular. Ne gariptir ki uzaklaştırma yani halka "ötekini" tamamen yabancılaştırmak için "ötekine" yakınlaşmak hatta onu mercek altına almak şarttı. Bunun için ötekinin yaşadığı dünyaya adım atıldı.
Aşağıdaki belgeselde Soğuk Savaşın başlamasından itibaren,Sovyetler Birliğinde devlete hizmet ederek yaşamını sürdüren sanatçıların,Amerika'ya yani "Bolluklar ülkesine" yaptıkları yolculukları sırasında edindikleri izlenimleri,kendi ülkelerine döndüklerinde,teknolojinin en etkili ve en yeni aracı olan "görselliğe" başvururarak,yetişmekte olan nesillere aktarış serüvenlerini anlatıyor.
Bu belgeseli izlerken benim en çok takıldığım nokta, Rus sanatçıların,Amerika Birleşik Devletler'inde yaşayan zenci,fakir nüfusun maruz kaldığı ayrımcılağa karşı gösterdiği sempati.O dönemde Rus sanatçıların animasyonlarında,belgesellerinde bu insanların yaşam koşullarına hayatlarına verdikleri önem aslında bize Stalin döneminde başlatılan çalışma kamplarına gönderilen milyonlarca rusun ötekinin amaç ve idealleriyle karşılaştırılarak-çok daha kutsal bir amaç için- (devlete hizmek) - nasıl rasyonalize edildiğini gösteriyor.Bolluklar ülkesi Amerika'da yaşanan ve Kommunist Sovyetler Birliği'nin her zaman halkına ahlaki açıdan kötü ve haksız olarak göstermeye çalıştığı sınıfsal farklılıkların yarattığı bu uçurum ne kadar acıdır ki aslında o dönem,Stalin'inin düşlediği ülke içinde de,politbürodaki çalışan üst düzey yetkililer ve çalışma kamplarında çalışan sıradan işçilerin arasında da çok belirgin bir şekilde varolan refah düzeyi farkıyla eş değerde idi.
Bahsettiğim belgesele gelince
Watch more IFILM videos on AOL Video
Ben yıllarca Stalin'in Beş yıllık planları kapsamında Sovyetler Birliği'nin tarıma dayalı ekonomiden,sanayi ekonomisine geçişi için milyonlarca insanın hayatına feda olan bu "kalkınma planlarının" içeriğini ve yine bu planlar kapsamında Stalin'in ülkenin altyapısında yapmayı amaçladığı değişiklikleri merak edip durdum.Dün rastladığım bir linkte en sonunda bu merakımı giderdi. Fakat Stalin'in hayal ettiği bu alt yapı projelerinden sadece bir tanesini biliyor oluşum aslında bütün bu dönemin milyonların ölümü dışında hafızalarımızda ne kadar muğlak kaldığının kanıtı.Benim gibi geriye peki ne kaldı diye düşünebilirsiniz.Tahminimce hala Rusya Devlet arşivlerinde saklanan projeler ve planlar,ve tabi milyonlarca insanın donarak,açlıktan ve sefaletten bu gerçekleşmesi olanaksız,gerçekleşse bile neye yarayacağı meçhul projeler uğruna ölüp gitmeleri...



Stalin'in bu yedi projesinin resimlerinin ve hikayelerinin yer aldığı link
Bigger is Better: 7 Insane Soviet Projects. - Neatorama
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)