5/12/2009

DEVLET VE ŞİDDET


Bugün okulun başından beri büyük bir sabırsızlıkla başlamasını beklediğim Güney Amerika bölge güvenlik politikaları seminerinin ilk dersine girdim. Uzun zamandır 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Güney Amerika ülkelerinin arasında genellikle sınır, rekabet ve doğal kaynakların bir türlü paylaşılamamasından ötürü kaynaklananan gerginlikleri,savaşları anlatan bin tane makale okudum. Bütün bu makalelerin sonunda bölgedeki etkisi en çok hissedilen Brezilya, Arjantin, Şili, Meksika ve daha sonra sırasıyla Peru,Bolivya, Ekvator ve Paraguay gibi ülkelerin şiddeti bölgede birbirleri arasında uygulamak yerine en çok kendi halklarına uyguladıklarını görmüş oldum. Hocam Fabián Calle ( Sophie Calle'yle bir alakası yok ) Arjantin ve Şili'nin arasında daha kurulmalarının hemen ertesinde kalıcı bir sorun haline geliceği belli olan rekabet ve sınır politikalarının yarattığı gerginliğin ve şiddetin bugüne kadar sadece bir Şili vatandaşının hayatına mal olduğunu ama Arjantin ve Şili'nin kendi içlerinde yaşadıkları askeri cuntalar ve siyasi gerginlikler sırasında binlerce Şili'li ve Arjantin'li vatandaşın kendi silahlı kuvvetleri tarafından acımasızca katledildiğini anlattı.

Türkiye'ye uygularsak eğer şimdiye kadar komşularımızla ilgili yaşadığımız gerginlikler bunlara türk dış politikasında çok büyük bir ağırlığı olan Suriye'yle ilgili yaşadığımız su sorunu, kıbrıs barış harekatı, kardak krizi gibi en önemli gerginlikleri de katarsak dışarıya yansıttığımız şiddetle kendi topraklarımız içerisinde uyguladığımız şiddettin yoğunluğu arasındaki farkın ne kadar korkunç ve şaşırtıcı olduğunu görebiliriz. Türkiye'nin dış politikasında en dikkat ettiği unsurlardan biri olan ılımlılık şiddete, saldırganlığa yer vermemenin yaslandığı temel unsur Atatürk'ün "Yurtta sulh cihanda sulh" prensibidir. Fakat ne kadar garip Latin Amerika'da olduğu gibi Türkiye de dışarıdaki ılımlı şiddetten uzak sürdürdüğü politika anlayışını bir türlü içeride uygulayamamıştır.Devletin,ülkesinin kalkınması için çaba sarf eden,suçu sadece, egemen ideolojinin dışında bir kulvarda kendini tanımlamak olan, veyahut ideolojiyi ve siyasi bütün duruş ve fikirleri bir kenara bırakırsak eğer yine suçu sadece yüzyıllardır yaşadığı topraklarda birdenbire dili ve dini farklı diye yabancı oluveren vatandaşlarına karşı işlediği suçlar ne yazık ki uygulanan bu şiddettin başlıca kanıtıdır.

Latin Amerika'da ise 20 yüzyılın ikinci yarısından beri örneğin bölgede siyasi ve ekonomik anlamda en önemli iki güç olan Brezilya ve Arjantin arasında bugüne kadar sadece ufak tefek gerginlikler- en önemli gerginlik (itaipu hidroeelektrik santralinin yarattığı gündem olmuştur) dışında asla ciddi bir sorun yaşanmamasının sebebini iki büyük gücünde kendi topraklarında süregelen siyasi dalgalanmalardan kaynaklandığı düşünülebilir.Hocamın bugün ders sırasında verdiği örnek durumun ne kadar vahim olduğunu kanıtlıyor: "Eğer 80'lerin başında Arjantin'de askeri rejim sırasında görev yapan bir askere,falkland adalarında karşı karşıya geldiği bir ingiliz asker,veya her Şili'li bir asker veyahutta ultra solcu Peronist gerilla arasında seçmek zorunda kalırsa eğer kesinlikle ultra solcu Peronist gerillayı öldürmesi gerektiğinin öğretildiği . Bu örnek aslında modern devletlerin şiddetti dışarıya karşı kullanmaları halinde ödeyecekleri bedelin ağırlığı yüzünden- (bölge de bu bedelin ne olduğunu en iyi açıklayacak örnek sanırım 1932-1935 yılları arasında Bolivya ve Paraguay arasında binlerce insanın ölümüne neden olan Chaco Savaşı)bu şiddeti içeride uygulamayı tercih etmeleri ancak devlet dediğimiz aygıtın doğasında aranabilir. Bu doğanın altında yatan kontrol ve baskı unsurları, devletin varoluşu ve bekası açısından o kadar elzemdir ki ki devletler seçeneksiz kalsalar bile bu unsurları her zaman dışarı yansıtabilmek için bir yol bulurlar.

Peki kıtanın kuzeyine gittiğimiz zaman sadece kıtada değil dünyada da siyasi ve ekonomik anlamda hala en büyük güç olmanın avantajlarından yararlanan Amerika Birleşik Devletlerinin doğasındaki şiddeti ve baskıyı yansıtış şekli nasıl ?

Sanırım bu kadar büyük bir güç olunca ödenebilicek bedellerin ağırlığı elde edilen kazançlara oranla o kadar küçük kalıyorki dışta da içtede şiddet uygulamaktan çekinmeyen bir politika devletin doğası gereği kaçınılmaz oluyor. Kuruluşundan itibaren Amerika'nın gerek kendi topraklarında gerek de dış politikasında uygulamakta çekinmediği baskının ve şiddetin örneklerini bir bir sıralamak bence zaman kaybı bu yüzden gerek olduğunu hakkaten hiç düşünmüyorum. Fakat eğer "Şiddetin şekli" gibi daha karmaşık bir konuya geçicek olursak,buyrun Mother Jones'un torture hits home raporlarında Amerika Birleşik Devletlerinin uyguladığı işkencenin boyutunu ve çeşitliliğini gözler önüne seren makaleler ve kayıtlar...

The Torture Playlist | Mother Jones


The Final Act of Abu Ghraib | Mother Jones


--- Güney Amerika'da güvenlik ve şiddetle ilgili okunabilicek makale sayısı tabiki de oldukça fazla fakat ne yazıkki dil bir bariyer olmaya devam ediyor yine de şimdiye kadar bu konuyla ilgili okuduğum en iyi ingilizce makale jstorlarınızı karıştırın bulmamak imkansız diye düşünüyorum :

K.J Holsti- The state,war and the state of war

5/07/2009

FRANK

Mi querido Frank benim burda en sevdiğim arkadaşlarımdan biriydi.Patagonya'ya gitmek için hem de Buenos Aires'te bir mimarlık stüdyosunda staj yapmak için Arjantin'e gelmişti, yaklaşık altı ay gibi bir süre kaldı,burda kaldığı süre boyunca FLoer on the floor bu blogu tuttu. Ve gitmeden iki ay önce bisikletiyle Buenos Aires sokaklarını çekti. Çok uzun olmasa da ben bayıldım.

FLoer on the floor: El ciclista holandés

Bueno en esta parte quiero cambiar el idioma.Mi querido amigo Frank ( muy buen onda) hizo algo muy interesante cuando estuvo aqui en Buenos Aires. Anduvo en su bici en las mas importantes calles y avenidas de Buenos Aires.Hace casi 3 meses que Frank se fue a su pais. Pero gracias a skype continuamos a hablar :) Frank te mando un beso grande. Nos vemos pronto amigo.

5/02/2009

NARCOCULTURA


Bu aralar çok yazamıyorum bir aylık Türkiye ziyaretimden sonra okulda küçük bir uzaylı gibi birikmiş okumalara bakarken buldum kendimi. Sanırım sorumluluklar arttıkça insan ilgilendiği şeyleri sınırlamak zorunda kalıyor. Çok sevdiğim bir arkadaşımın ziyareti de eklenince sanırım yazılarım seyrekleşicek. Ama bu inanılmaz hava ve okuduğum süper yazılar sonrası Meksika hakkında bir şeyler yazmak farz oldu. Buraya ilk geldiğim günün sabahı bavullarla hiç tanımadığım birinin kapısını çalarken buldum kendimi , sanırım başıma gelebilicek en güzel şeylerden biri gerçekleşti. Bir Meksikalıyla üç ay aynı evi paylaştım. Tabi babası troçkist annesi psikoanalist kendisi felsefe okumuş bir tiyatrocunun ülkesiyle aslında herşeyle ilgili söyleyebilicek bir kaç sözü vardır. Bu yüzden çok rahatlıkla diyebilirimki Meksika'ya gitmeden Meksika'yla ilgili bütün önyargılarımı yıkabilmeyi Adrian'a borçluyum. Buzdolabımımızda asılı duran üç göğüslü Meksikalı model,küçük bebek fanileri anmak için bir pazar günü gerçekleştirdiği ayin,ev partilerinde beni tanıştırdığı her biri farklı bir şekilde başka bir ülkede yaşamak zorunda kalan veya bazen bunu tercih eden bir sürü Meksikalı üç ayımı Arjantin'den çok geri kalan Latin Amerika ülkeleriyle ilgili binlerce hikayeyle doldurdu diyebilirim.Şimdi aynı evi paylaşmıyor olsakta en sık görüştüğüm arkadaşlarımdan biri olduğu için her defasında beni şaşırtmaya devam ediyor.

Geçen hafta pazar günü İstanbul Dakar Sao Paulo yolculuğumun neredeyse bir güne yayılması sebebiyle Adrian'nın bana hediye ettiği Historia Minima de Mexico'yu sonunda bitirebildim. Sanırım kitabı okumaya sadece Dakar'da Senegal'de ara verdim. Dakar'ı sadece Paris- Dakar ralisinden işittiğim bir de Eminönü Karaköy arasında sahte çanta anahtarlık satan senegalli kaçak göçmenler dışında hiç bir şey bilmiyor oluşum yüzünden Dakar'da geçirdiğim saatler beni bu kadar şaşkınlığa uğrattı neyse konu bu olmadığı için geçiyorum ama bir gün elbet konu bu olucak.

Meksika şu an domuz gribi salgınından kasıp kavruluyor. Arjantin Meksika uçuşlarını durdurdu havalimanlarında herkesin yüzünde bir maske var. Annem Adrian'nı görmemin sakıncalı olduğuna karar verdi , biz de yasakları delmek adına Adrian'nın oyununa finansal destek sağlayan Meksika konsolosluğuna gitmeye karar vermiştik ki geç kaldığımızı fark ettik. O günün gecesinde ben La Nacion'nun kültür ve edebiyat içerikli dergisinin Cortazar'a ayrılmış sayfalarına baktıktan sonra son iki sayfada gördüğüm bir yazıya takıldım. Narcocultura, Meksika başkanı Caldera 'nın belki bugünlerde tek problemi domuz gribi salgını gibi gözüküyor olabilir ama Meksika bir şekilde bu salgını atlatsa bile başka bir salgının günlük hayatı cehenneme çeviren etkileriyle boğuşmakta zorlanmaya devam edicek gibi gözüküyor.Bu salgının sona erebiliceği ihtimali bile artık düşünülmediği için,hatası sadece Amerika'ya çok yakın ama Dünya'ya bu kadar uzak olmak olan bu ülkenin ileriki günleri de pek aydınlık gözükmüyor.

Meksika'da uyuşturucu kaçakçılığında uzmanlaşan illegal örgütlerin-kartellerin sayısı tam olarak bilinmese de bu örgütlerin Meksika ekonomisinin kayıtlı ihracatının yüzde onundan fazlasına yani 500 milyon dolara denk gelen bi sermayaye egemen olması, aslında Felipe Calderon hükümetinin Amerikan hükümetiyle ortaklaşa uyguladığı önlemlerin yeterli olmadığının da bir kanıtı.Bu mafya örgütlerinin işlediği cinayetler adam kaçırma operasyonlarının sayısını gösteren istatiklere yer veren makalelere baktığınızda hükümetinde aslında oldukça yozlaşmış olduğu ihtimalini düşünmeden edemiyorsunuz. Devletin her kurumunun içine sızmış bu güçlü örgütler bir şekilde varlıklarını sürdürmek için ellerinden geleni yapıyorlar.Bütün bunlar olurken tabi , ülkenin yirmi yıllık bir geçmişine şöyle bir bakmak isterseniz,gazetelerin, dergilerin, filmlerin televizyon programlarının kısacası popülerin kültürün evrilmesini sağlayan Meksika medya ağını oluşturan her türlü yazılı basılı ve görsel kaynağın, seçimler ve olağandışı felaketler dışında - domuz gribi gibi tek bir şeye odaklandığını görebilirsiniz - NARKOTRAFİK.

Tabi bu dehşet günlük hayatın her anına sinerken işsizliğin beraberinde getirdirdiği sorunlarla artık hiç bir şekilde legal yollardan başa çıkamayan yoksul kesimin devletin güçsüz kollarına sığınmak yerine kendilerini kartellerin azizi Robin Hood- Malverde kırması mafya babalarının güçlü ve şevkatli kollarında buluyor oluşları ne yazık ki kaçınılmaz.Bu yüzden de Meksika halkı Calderon hükümetinin bütün uğraşlarına rağmen kendi küçük ordularıyla büyük imparatorluklar kuran bu kartellerin yaydığı dehşeti artık kabul etmiş durumda. Korkunun kabul edilişi,yolsuzluğun bir yaşam biçimi haline gelişi,halkı sindirirken, sanki ortada garip ve olağandışı hiç bir şey yokmuş gibi bu korkunun normalize ediliyor oluşuda aslında durumun ne kadar vahim olduğunu gösteriyor.

Sanırım yazının sonunda Los Tigres del Norte- narcocorrido'nun en güzel örneklerini verdikleri için dinlemekte fayda var.

Esenkalın.

FEEDJIT Live Traffic Feed