
Bugün okulun başından beri büyük bir sabırsızlıkla başlamasını beklediğim Güney Amerika bölge güvenlik politikaları seminerinin ilk dersine girdim. Uzun zamandır 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Güney Amerika ülkelerinin arasında genellikle sınır, rekabet ve doğal kaynakların bir türlü paylaşılamamasından ötürü kaynaklananan gerginlikleri,savaşları anlatan bin tane makale okudum. Bütün bu makalelerin sonunda bölgedeki etkisi en çok hissedilen Brezilya, Arjantin, Şili, Meksika ve daha sonra sırasıyla Peru,Bolivya, Ekvator ve Paraguay gibi ülkelerin şiddeti bölgede birbirleri arasında uygulamak yerine en çok kendi halklarına uyguladıklarını görmüş oldum. Hocam Fabián Calle ( Sophie Calle'yle bir alakası yok ) Arjantin ve Şili'nin arasında daha kurulmalarının hemen ertesinde kalıcı bir sorun haline geliceği belli olan rekabet ve sınır politikalarının yarattığı gerginliğin ve şiddetin bugüne kadar sadece bir Şili vatandaşının hayatına mal olduğunu ama Arjantin ve Şili'nin kendi içlerinde yaşadıkları askeri cuntalar ve siyasi gerginlikler sırasında binlerce Şili'li ve Arjantin'li vatandaşın kendi silahlı kuvvetleri tarafından acımasızca katledildiğini anlattı.
Türkiye'ye uygularsak eğer şimdiye kadar komşularımızla ilgili yaşadığımız gerginlikler bunlara türk dış politikasında çok büyük bir ağırlığı olan Suriye'yle ilgili yaşadığımız su sorunu, kıbrıs barış harekatı, kardak krizi gibi en önemli gerginlikleri de katarsak dışarıya yansıttığımız şiddetle kendi topraklarımız içerisinde uyguladığımız şiddettin yoğunluğu arasındaki farkın ne kadar korkunç ve şaşırtıcı olduğunu görebiliriz. Türkiye'nin dış politikasında en dikkat ettiği unsurlardan biri olan ılımlılık şiddete, saldırganlığa yer vermemenin yaslandığı temel unsur Atatürk'ün "Yurtta sulh cihanda sulh" prensibidir. Fakat ne kadar garip Latin Amerika'da olduğu gibi Türkiye de dışarıdaki ılımlı şiddetten uzak sürdürdüğü politika anlayışını bir türlü içeride uygulayamamıştır.Devletin,ülkesinin kalkınması için çaba sarf eden,suçu sadece, egemen ideolojinin dışında bir kulvarda kendini tanımlamak olan, veyahut ideolojiyi ve siyasi bütün duruş ve fikirleri bir kenara bırakırsak eğer yine suçu sadece yüzyıllardır yaşadığı topraklarda birdenbire dili ve dini farklı diye yabancı oluveren vatandaşlarına karşı işlediği suçlar ne yazık ki uygulanan bu şiddettin başlıca kanıtıdır.
Latin Amerika'da ise 20 yüzyılın ikinci yarısından beri örneğin bölgede siyasi ve ekonomik anlamda en önemli iki güç olan Brezilya ve Arjantin arasında bugüne kadar sadece ufak tefek gerginlikler- en önemli gerginlik (itaipu hidroeelektrik santralinin yarattığı gündem olmuştur) dışında asla ciddi bir sorun yaşanmamasının sebebini iki büyük gücünde kendi topraklarında süregelen siyasi dalgalanmalardan kaynaklandığı düşünülebilir.Hocamın bugün ders sırasında verdiği örnek durumun ne kadar vahim olduğunu kanıtlıyor: "Eğer 80'lerin başında Arjantin'de askeri rejim sırasında görev yapan bir askere,falkland adalarında karşı karşıya geldiği bir ingiliz asker,veya her Şili'li bir asker veyahutta ultra solcu Peronist gerilla arasında seçmek zorunda kalırsa eğer kesinlikle ultra solcu Peronist gerillayı öldürmesi gerektiğinin öğretildiği . Bu örnek aslında modern devletlerin şiddetti dışarıya karşı kullanmaları halinde ödeyecekleri bedelin ağırlığı yüzünden- (bölge de bu bedelin ne olduğunu en iyi açıklayacak örnek sanırım 1932-1935 yılları arasında Bolivya ve Paraguay arasında binlerce insanın ölümüne neden olan Chaco Savaşı)bu şiddeti içeride uygulamayı tercih etmeleri ancak devlet dediğimiz aygıtın doğasında aranabilir. Bu doğanın altında yatan kontrol ve baskı unsurları, devletin varoluşu ve bekası açısından o kadar elzemdir ki ki devletler seçeneksiz kalsalar bile bu unsurları her zaman dışarı yansıtabilmek için bir yol bulurlar.
Peki kıtanın kuzeyine gittiğimiz zaman sadece kıtada değil dünyada da siyasi ve ekonomik anlamda hala en büyük güç olmanın avantajlarından yararlanan Amerika Birleşik Devletlerinin doğasındaki şiddeti ve baskıyı yansıtış şekli nasıl ?
Sanırım bu kadar büyük bir güç olunca ödenebilicek bedellerin ağırlığı elde edilen kazançlara oranla o kadar küçük kalıyorki dışta da içtede şiddet uygulamaktan çekinmeyen bir politika devletin doğası gereği kaçınılmaz oluyor. Kuruluşundan itibaren Amerika'nın gerek kendi topraklarında gerek de dış politikasında uygulamakta çekinmediği baskının ve şiddetin örneklerini bir bir sıralamak bence zaman kaybı bu yüzden gerek olduğunu hakkaten hiç düşünmüyorum. Fakat eğer "Şiddetin şekli" gibi daha karmaşık bir konuya geçicek olursak,buyrun Mother Jones'un torture hits home raporlarında Amerika Birleşik Devletlerinin uyguladığı işkencenin boyutunu ve çeşitliliğini gözler önüne seren makaleler ve kayıtlar...
The Torture Playlist | Mother Jones
The Final Act of Abu Ghraib | Mother Jones
--- Güney Amerika'da güvenlik ve şiddetle ilgili okunabilicek makale sayısı tabiki de oldukça fazla fakat ne yazıkki dil bir bariyer olmaya devam ediyor yine de şimdiye kadar bu konuyla ilgili okuduğum en iyi ingilizce makale jstorlarınızı karıştırın bulmamak imkansız diye düşünüyorum :
K.J Holsti- The state,war and the state of war
