12/23/2008

CARLOS MARX Y FEDERICO NIETZSCHE




sarmiento'nun gül bahçesindeki yazarların büstlerine bakarken federico nietzsche'yle karşılaştığımda şaşırıp yanlış yazdıklarını düşünüp geçip gittim
ama bugün Ivana'nın kitaplarına bakarken Carlos Marx'a ve Federico Nietzsche'ye gözüm takıldı
Carlitos ve Fede'yi bu kadar benimsemeleri çok hoşuma gitti , acaba dünyanın başka hangi bölgesinde yazar isimleri bu şekilde değiştiriliyor?
Belki de Latin Amerika'da sol ve anarşizm gibi kavramların bu kadar içselleştirilip benimsenmesinin başlıca sebeplerinden biri de budur.

Deniz Baykal gibi bir şahsiyetin , CHP gibi bir partinin solu temsil ettiği düşünülen bir ülkede belki de tek çözüm
karl'ın
friedrich'in türkçeleştirilmesidir

yaratıcılığımı kullanamadım , ama bunu hakkıyla gerçekleştiriceğinden hiç bir kuşkum olmadığı için bir zamanlar öztürkçeleştirme talepleriyle gündemden düşmeyen MHP'nin eski grup başkanvekili Ömer İzgi'ye bırakıyorum.

12/20/2008

AÇ VE EGZOTİK İNSANLAR


Bir sürü insanla tanışıyorum , bazen avrupadan ve amerikadan gelen turist gangleriyle , bazen hiç hoşlanmadığım halde third world perspektiflerini sünger gibi emmek zorunda kalıyorum. bir partidesiniz amerikalı bir çift bolivya paraguay ve peru gezilerinden bahsediyor cümleler klasik :
insanlar çok aç
sokaklarda dolaşmak çok tehlikeli
yerliler çok ilginç
herşey çok ucuz
cok egzotik

hiç bir şey çok egzotik değil
herşey tehlikeli çünkü ilk tespitinizle ilişkili olmasın
insanlar aç
ve yaşamak için çalmak zorunda bırakılıyorlar
herşey çok egzotik çünkü bolivya'da starbucks yok
la paz da halk pazarında wireless yok
herşey çok egzotik çünkü siz yoksunuz
ve sizin kameralarınızla yakaladığınız binlerce egzotik pozun yüzde doksanını
aç insanlar oluşturuyorsa
bir terslik yok mu acaba ?

12/15/2008

WENDY SULCA ! CHILD EXPLOITATION





seniha'nın sonra küçük ibo'nun takım elbisesiyle ve sözlerinden bihaber olduğu halde o kadar hisli bir şekilde acıklı bir şekilde bağırarak şarkılar söylediği zamanları hatırlıyorum. Tabi sonra okul olmadığı zamanlar showtv de yayınlanan küçük emrah ve ceylan'nın filmlerini hatırlıyorum. Hafızamda emrah'tan çok küçük ceylan kalması sanırım bazı filmlerini çok feci içselleştirmemden kaynaklanıyor. Bütün çocuksu saf temiz hislerimi allak bullak eden ceylan filmlerinden aklımda kalan tek sahne , ceylanın annesine uzun zamandan sonra kavuştuğu bir gece beraber uykuya dalmaları ve sabah annesini ölü bulması.Hangi film olduğunu bilmiyorum ama filmi izledikten sonra günlerce etkisi altında kaldığımı ve ceylan'dan permalı saçlarından , içli gözlerinden aşırı etkilendiğimi hiç unutmuyorum. Yıllar sonra Ceylan, Esra Ceyhan'a çıktığı bir programda aşırı zayıf aşırı zengin aşırı çirkin görüntüsüyle surreal konuşmalar yapıyordu, ona karşı beslediğim hislerimden geriye hiç bir şey kalmadığını farkettim. Bu kadın annesiyle birlikte uyuyup sabah annesini ölü bulan küçük kız olamazdı. Yine de şunu düşünüyorum , aslında Ceylan tabiki de böyle olucaktı , aşırı lüks bir evde yaşaacak , beslenme bozukluğu çekicek ve kocasıyla arası tabikide kötü olucaktı . yıllarca saçma sapan heriflerin rezalet projeleri sonucunda psikolojisi allak bullak olan bi kıza ne olabilir ? Küçük ibo şu an işsiz ve evsiz , seniha'ya ne olduğunu gerçekten bilmiyorum. Bir de tabi emrah vakası var ,emrah'ın derinlerde neler hissettiğini bilmiyorum ama milyon dolarlık bir gym e sahip olduğunu ve işe giderken zamanı iyi kullanmak adına helikopterini tercih ettiğinden haberim var.

Geçen hafta Adrian'la link değiş tokuşu yaparken bana Wendy Sulca'dan bahsetti , peru'nun oldukça fakir bir villasında - gecekondu bölgelerine verilen isim- yaşayan wendy sulca'nın dramı ceylanınkinden çok daha ağır. Wendy daha çok küçük , ne söylediği şarkıların içindeki şiddet ve erotizmin , ne de nasıl feci bir şekilde kullanıldığından haberdar. Papito ,Wendy'nin izlediğim ikinci videosuydu , bundan önce bir de La Tetita var . Bir çocuğun babasının ölümünü , cumbia ritimleriyle arka fonda gülen müzisyenlerle ağlayarak şarkı olarak dile getirebilmesi inanılmaz vahşice bir şey bundan önceki klipte pek normal sayılmasa da papito ya takılı kaldım. Fakat La Tetita'yı tekrar izledikten sonra çıkan memeler , acayip erotik sözler mesela annesinin göğsünden provoke olan cocuklar-ve küçük bir çocuğun takımelbiseli dansı sonra birilerinin ona gösterdiği şekilde göğüslere karşı olan hassasiyeti vücut diliyle yansıtışı- bu gerçekten dört beş yaşında daha 30 cm bi cocuğun yapmasını beklemeyeceğiniz bir hareket- beni yaşadığım kıtadan soğuttu. Wendy'nin babasının mezarında ağlarken bi yandan da aşırı neşeli cumbia ritimlerine eşlik etmek zorunda bırakılması kabus gibi gözümün önünden gitmiyor. Arka plandaki gülen müzisyen veletlerde cabası , dediğim gibi başlıbaşına bir kabus...

12/12/2008

colonia






colonia ya geçen hafta cuma günü gittim , vizemi uzatmak için , bir günlüğüne montevideo ya gitmek istemediğim için en yakın yeri seçtim. Ekin geldiğinde yeni yıla kumsalda girme klişesini gerçekleştirmek için tekrar Uruguaya gidicem.

Ama iyi ki gitmişim , Colonia çok eski evlerin , kolonileşme döneminden kalma kliselerin çok güzel bir deniz fenerinin olduğu inanılmaz güzellikte bir yer. Bu eski yeri turizme kazandırmak amacıyla yapılan şeylere gelince : onlarca butik otel ve, her yere asado- barbekü restauranları açmak, başka ne var derseniz bir de tabiki kiralık scooterlar ve antika araba turları.Bunun dışında hediyelik eşya dükkanları. Bana inanılmaz alaçatıyı anımsattı Colonia , ama tabiki alaçatı da denize girmek istediğinizde deniz masmavi burada ise çamur renginde , bütün yolculuk sırasında maviyi görmek ümidiyle bir saniye bile gözümü camdan ayırmadım , ama tabiki de mesafe çok fazla olmadığı için o garip kırmızılık hiç geçmedi , ümid ediyorum aslında ümid etmiyorum biliyorum ki bir dahaki sefere punta del este'ye giderken maviyi sonunda yakalayacağım.

12/11/2008

VE EVA PERON'NUN ÇİFTÇİLERİN SALDIRISINA UĞRADIĞI AN


Dün gece bir FAA- çiftçilerin oluşturduğu bir grup Casa gris de gobierno'ya ufak çapta vandalist bir saldırı gerçekleştiriyor. Descamisadoları-işçilerin , pobresitaların - yoksulların annesi Evita'nın büstünü siyaha boyuyorlar. Tabi Peronist parti Partido Justicialista yetkilileri her sabah olduğu gibi cafe con lechelerini ve medialunalarını yemiş kocaman göbekleriyle yine eşitlik, adalet gibi içini çoktan boşalttıkları kavramları halka yutturabilmek için çalıştıkları binaya giderken , Santa Evita'larının büstünü simsiyah gördükleri vakit sanırım artık halkı;işçileri, çiftçileri bu gibi zırvalıklarla kandıramayacaklarını anlamış oldular. Ya da olmadılar mı bilemiyorum çünkü yüce Peronist Balestrini'nin vandalizm olarak nitelendirdiği bu protesto girişimini sorgulayışı oldukça komik .

"Como puede pintarse de negro el rostro de una de las mujeres más admiradas universalmente, el mismo día en que los argentinos estamos recordando los 25 años de reinstauración de la democracia?”, se preguntó Balestrini.

Arjantinliler için bu çok önemli günde bahsettiği günde -hiç bir aksamaya uğramadan devam eden demokratikleşme sürecinin 25.yılını kutlarken dünya çapında hayranlık uyandıran bir kadının büstünü nasıl siyaha boyarlar?

Balestri'nin sorgulama sürecinin bir ömür boyu devam ediceğinden şüphem yok. Öte yandan ürünlerine biçilen değerden rahatsız olan on yılın en kötü dönemini geçiren Arjantinli çiftçilerin Peronist harekete karşı saygılarını kaybetmiş olmalarında acaba şaşılacak ne var? Pek anlamış değilim.

12/10/2008

DANIEL SANTORO-CIVILIZACION Y BARBARIE EL GABINETE JUSTICIALISTA




Sarmiento'yla Santoro'yla tanıştığımdan daha önce tanışmış olsaydım bu sergi çok daha fazla şey ifade edermiydi bilmiyorum . Ama ne olursa olsun geçen ay buenos airesteki en iyi iki sergi: palatina'daki santoro diğeri de fundacion proa'daki duchamp sergileriydi.
Santoro'nunkine açıldığı günden iki gün sonra gittim . Serginin olduğu galeriyi daha önce Arroyo'dan geçerken görmüştüm , genelde oldukça lüks binaların ve ofislerin olduğu bir cadde , peki uygarlığın içindeki barbarlığı irdeleyen, eva'yı , peron'u , che'yi ve tabikide hayatın büyük zorluklarına karşı mücadele eden peron'nun işçi sınıfı descamisadoları ustaca kullanarak anlatmaya çalışan bir ressam neden bu kadar lüks bir bölgeyi ve üstelik bu kadar lüks bir galeriyi kendisine uygun görür ?

Sanırım bu da Santoro'nun çoğu zaman uygarlık dediğimiz şeyi barbarlıkla eş değer gösterebilme becerisinin altında yatan ince detaylardan biri . Arroyo caddesinin kimliği en azından bu sergi süresince sergiyi görmeye gelen ultra- solcular,öğrenciler ,ve tabiki meraklı peronistler ve tabiki benim gibi herşeyi uzaktan algılamaya çalışan dışardakiler tarafından bir süreliğine değişime uğratıldı. Sergi 25 aralıkta sona erdi ve dün Retiro'ya gitmek zorunda kaldığım için Arroyo'dan tekrar geçmek istedim, herşey normale dönmüştü...

Daniel Santoro'ya geri dönersek , 1954 Buenos Aires doğumlu Rilidiano Pueyrredon Güzel Sanatlar Fakultesi mezunu , doğum tarihi onun Peron'la olan ilişkisiyle ilgili büyük sinyaller veriyor. defalarca Peronizm gibi bir ana politik akımı ilk defa çizimlerinde bu kadar cesurca eleştirebilme cesaretini göstermiş belki de tek ressam ünvanını taşıyor. 2002!sw Manuel del nino peronista kitabı benim gibi Peronizmle uğraşan bir çok insan için eğitim ve propaganda araçları kısmında ana referans olarak kullanılıyor. Peronist propaganda araçları arasında vazgeçilmezlerden biri olan afişler Santoro'nun en büyük esin kaynağı,bunun dışında Santoro'nun eserlerinde kültleşmiş isimlerin , toplumun çoğunluğu tarafından algılanışına yönelik de getirilmiş büyük bir eleştiri var.Santa Eva'nın kucağında sırtında açılmış bir yarıktan kanlar süzülen che figurü bu eserlerden en ilgi çekeni , tabiki idam tahtasında veyahut ormanda baltasıyla avlanmaya çıkan peronist işçi de oldukça tartışmalı eserleri arasında.

Santoro'nun bu ülkede aşırı sağdan aşırı sola kadar bütün partilerce kulllanılan bir siyasi akımla - peronizmi resimlerinde bu kadar rahat bir şekilde eleştirebiliyor oluşu tabiki aklıma tek bir soruyu getiriyor.

Türkiye'de en son ne zaman böyle bir şeye tanık olduk ? Ve en son böyle bir şeye tanık olduğumuzda buna nasıl reaksyon gösterdik ? Bizler ve tabiki de yüce devletimiz --- Hafriyatın "Allah Korkusu" temalı afiş sergisinde Kemalizm ve Atatürk üzerine bir kaç eleştirel afiş vardı ---

Sanırım hatırlamak bile istemiyor oluşum herşeyi açıklıyor.
İyi uykular ve iyi bayramlar.

HAY UNA FALTA DE MONEDAS EN ARGENTINA


sabah sekiz buçuk , dünyanın en iğrenç şeyi sanırım geceden kalmış elbisenizle ve topuklu ayakkabılarınızla dinç ve sizden çok daha düzenli hayatlara sahip insanların açtığı dükkanların önünden göz torbalarınız ve yorgun vücüdunuzla yalpalayarak geçivermek...
ve daha da kötü bir şey varsa eğer cüzdanınızı açtığınızda bir tane bile bozuk para bulamamak , bunun neresi kötü diye düşünebilirdim , istanbulda veya başka bir şehirde olsaydım. ama buenos airesteyim ve burada bu taksiye binmek zorundasınız demek anlamına geliyor . çünkü isterseniz patiseriye isterseniz kioskolardan birine nereye giderseniz gidin kimse size bozuk para vermeyecektir çünkü bu şehirde bozuk para yok . geçenlerde pagina 12 de küçük bir haber çıktı av de cordoba ve santa fe nin keşiştiği sokakta çok yaşlı bir kadın evinde çürümüş bedeniyle bulunuyor , ve evden binlerce bozuk para çıkıyor.ama ertesi sabah sekiz buçukta buenos aires te yine herşey aynı bozuk paralar piyasaya sürülmüş olabilir ama hala yoklar en azından benim cüzdanımda

12/08/2008

FACUNDO-DOMINGO FAUSTINO SARMIENTO


uzun zamandır yazmıyorum , okuduklarım ve gördüklerim bu kadar tazeyken ve karışık kafamla sindirememişken , bir şeylerin kritiğini yapmak oldukça anlamsız geldi , ama buraya geleli üç aya yakın bir zaman oldu , ve bugün bir konuşma sırasında artık yazma vaktinin geldiğini farkettim. Son uruguay yolculuğumda da uzun zamandan sonra bir defter bitirmiş olmanın keyfiyle artık kenara köşeye not ettiğim ufak şeyleri , okuduğum son kitapları ve tabiki de taksicilerle olan uzun sohbetlerimle gazetelerle ve buradaki ultra mulatto arkadaşlarımla olan sohbetlerimle beslenen analizlerimi aktarmanın zamanı geldi . Yazmaya başlıyorum.

İlk olarak neyle başlayacağımı tam olarak kestiremedim , belli bir sıralama yapmak da istemediğim için bu hafta collectivo'larda benimle birlikte bir sıcaktan bir de yağmurdan yamulan sevgili kitabımdan bahsedicem .

Kitabın yazarı Oscar Teran ,ismi de Historia de las ideas en la argentina , 1810-1980 arasında arjantinde etkili olan akımları ve bu akımların oluşumunu sağlayan çeşitli isimleri on bölümde inceliyor .Ben şimdiye kadar altı bölümü okuyabildim , çünkü üçüncü bölümdeki isimler üzerinde fazlaca oyalandım. Bu oyalanmalarımın sonucunda başka kitaplara daldım. Ve kitap yarım kaldı. Tabiki de tamamlanıcak .

Oyalandığım isimler arasında benim en çok ilgimi çeken Domingo Faustino Sarmiento oldu. Sarmiento 37 Jenarasyonunun , romantık akımınından en çok etkilenen isimlerinden biri , Arjantin'deki Juan Manuel de Rosas yönetimi sırasında oluşan toplumdaki siyasi ve sosyal kırılmaları en iyi anlatan isimler arasında sayılıyor. Bu anlatım dönemin tarihsel bir analizini yapmış olmasından ya da dönemin despotik lideri Rosas'a karşı olan radikal duruşundan kaynaklanmıyor. Bunu anlamak için Facundo nun bir bölümünü bile okumak yeterli. Ayrıca, Oscar Teran'da Arjantin'deki kültürel değişim ve gelişimleri en iyi açıklayan isimlerden biri olarak bilindiği için Sarmiento'yla ilgili yaptığı uzun analizler beni Facundo nun ne kadar az rastlanır bir eser olduğunu düşündürmeye çok kolay ikna etti. Türkiye'de Ahmet Hamdi Tanpınar'ın romanlarının analizi yapıldığında onun,romanlarının ana hatlarını şekillendirme sürecinde yaşadığı dönemin siyasi sosyal analizini yaparken ne kadar ince detaylara takıldığını görürüz. Bu yüzden Tanpınar'dan alışık olduğum üzere Sarmiento'nun Facundo'sunun da sadece epik bir anlatıdan yani, Arjantin'in campo'sunda - kırsalında- yaşayan Facundo Quiriga adlı bir gaucho nun- kahramının hikayesinden ibaret olmadığını kolayca fark ettim. Çok detaylı bir analiz tabiki de yapmadım birincisi ispanyolcam ikincisi de tarih bilgimin yetersizliği buna asla imkan vermez.Ama yinede çok basit bir okumada bile Sarmiento'nun ülkesindeki kırsal ve şehir hayatı arasında süregelen gerilimli ilişkiyi yarattığı romantik kahramanın kişiliğine nasıl yansıttığını fark etmemek neredeyse imkansız.

Uygarlık ve barbarlık arasında gidip gelen bir toplumun ikisinden birini seçmek zorunda bırakılması , campo nun şehirli aydınlar ve tüccar- elit tabaka tarafından barbarlıkla suçlanması 37 jenarasyonunun romantik yazarları arasında en çok tartışılan konularından birisi olması sarmiento gibi bir yazarın bu konuya yoğunlaşmasındaki en önemli etkenlerden biri olarak görülüyor.Fakat toplumun kalıplaştırığı bu ikilemin dışına çıkabilmesi ve bu sayede barbarlık ve uygarlık tanımlarını tekrar kurgulaması onu bu entelektüel çevrede süregelen tartışmalarda daha belirgin kıldı.Sarmiento yeni kurgusunu şekillendirirken modern ve uygar olarak adlandırılanın altında yatan barbarlığın tehlikesine dikkat çekerek, kırsalın şimdiye kadar barbarlıkla küçümsenmiş ve kısıtlanmış duruşunu yarattığı kahramanıyla yıkmayı başardı ve kitabı bitirdiğinde arjantin toplum hayatını derinden sarsan büyük kırılma gerçekleşti.CAMPO ve şehir arasında süregelen çekişme sona erdi , şehir bir daha asla kırsala egemen olamadı.

FEEDJIT Live Traffic Feed