

Uzun zamandır Etienne Copeaux'un 1993'te Paris VII Üniversitesi'nde sunduğu " De l'Adruatique a la mer de Chine : les representations turques de monde turc d'apres les manuels scolaries d'histoire (1931-1993) başlıklı doktora tezinin daha sonra Ali Berktay tarafından çevrilerek iletişim yayınları tarafından "Tarih Ders Kitaplarında (1931-1993) Türk Tarih Tezinden Türk-İslam Sentezine"yayımlanan kitabı üzerine bir şeyler yazmak istiyordum.
Bu kitap Türkiye'deki resmi tarih yazımı süreceni ve bu sürecin Türkiye'de okutulan tarih kitaplarına yansıyışını anlatıyor. Kitabı okurken tesadüfen Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nü okumaya başlamıştım. İki kitabı aynı süreç içerisinde okuduğum için çok garip benzerlikler yakalama şansım oldu. Tabii, Tanpınar'ın tek bir karakterin yaşadığı garip olaylar zincirinden yola çıkarak türk toplumunun "medeniyet değiştirme girişimleri" olarak geçirdiği çetrefilli süreci anlattığı hikayesiyle,Copeaux'un tezinin büyük bir bölümünü oluşturan "erken cumhuriyet dönemi aydınlarının türk resmi tarih yazımı süreciyle" olan ilişkisi belki de hiç de o kadar belirgin değil. Fakat şimdi sırasıyla iki ayrı kitapta okuduğum bölümleri buraya koyduğumda ne demek istediğimi anlayacaksınız.
Saatleri Ayarlama Enstitüsünde Halit Ayarcı adlı karakterin, kitabın ana kahramanı Hayri Bey'e hiç bir ciddi ve somut bir tarafı olmayan bir fikri benimsetip bunun üzerine adeta hayali bir enstitü kurma süreci zarfında sarf ettiği cümlelerinin altında yatan ana düşünceyle ,1931-1932 yılları arasında yeni kurgulanacak olan türk tarihiyle ilgili kanıtlanması neredeyse imkansız bir çok teoriye imza atan aydınların bu teorileri oluşturmalarının temel nedeni arasındaki bu garip benzerlik:
SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ
SAYFA 243
Hayri Bey ve Halit Ayarcı arasında geçen diyalog
Hayri Bey :
- Bana müsbet bir işimiz yok gibi geliyor...
Halit Ayarcı:
- Müsbet bir işten kastınız nedir ? Herkesin inandığı aklın bir lahzada kavradığı değil mi ? Mesela hamallık ! Eşya var, bir yerden bir yere gidecek, götürülücek.
Hayri Bey :
- Sade bu kadar mı ?
Halit Ayarcı:
- Ama sizin aklınızla , yani mantığınızla hepsine itiraz edilebilir! On dakika , hatta beş dakika , üç dakika üzerinde düşünmek her işi gülünç yapabilir. Herhangi bir şeyi mantığın dışına çıkarmamız için ona biraz dikkat etmemiz kafidir... Dostum , işler bizden sonra dünyaya gelmişlerdir. İşleri onları görecek adamlar icat eder. Biz de bunu icat ettik. Bunu bizden evvel kimsenin düşünmemesi veya başka bir şekilde düşünmüş olması,müsbet olmamasına mani midir, sanıyorsunuz ? Biz bir iş yapıyoruz,hem mühim bir iş...
Sayfa 267
Halit Ayarcı, Hayri Bey'in daha önce hiç yaşamamış Halit Ayarcı tarafından uydurulmuş Ahmet Zamani Efendi adlı bir saat üstadının çakma biyografisini yazmaya ikna etmek üzere şu sözleri sarf ediyor :
- Bu kitap yazılacak! Adı olan her şe mevcuttur Hayri Bey! Binaeleyh Ahmet Zamani Efendi vardır. Biraz da ikimiz böyle istediğimiz için vardır.
Sayfa 278
Hayri Bey , Halit Ayarcı'ya kurguladığı bu hayali dünyaya inanmayı reddettiği için isyan eder:
Halit Ayarcı:
- İnanmayan bir adamla çalışmak dünyanın en güç işidir.
Hayri Bey :
- Bütün dediklerinizi yapıyorum. Bu yetmez mi ? İnanmağa ne lüzüm var?
Halit Ayarcı:
- Hiç bir şey yapmayın , yalnız inanın , bize bu yeter... Çünkü bana evvala inanç lazım.Daha Ahmet Zamani'nin mevcudiyetini bile kabul etmediniz...
Hayri Bey:
- İyi ama , yok bu adam. Yok ! Tarihlerde yok! Bana tek bir kanıt gösterin.
Ve işte Halit Ayarcı'nin meşhur sözleri:
- Eski moda laflar... Tarih günün emrindedir. Ben sana yüz meselede yüzlerde kağıt gösteririm ki yalandır, bundan ne çıkar ?
Sayfa 219
Halit Ayarcı, Hayri Bey'e realist olmanın ne demek olduğunu anlatıyor :
- Realist olmak hiç de hakikati olduğu gibi görmek değildir. Belki onunla en faydalı şekilde münasebetimizi tayin etmektir. Hakikati görmüşsün ne çıkar ? Kendi başına hiç bir manası ve kıymeti olmayan bir yığın hüküm vermekten başka neye yarar? İstediğin kadar uzatabiliceğin bir ekisikler ve ihtiyaçlar listesinden başka ne yapabilirsin ? Bir şey değiştirir mi bu ? Bilakis yolundan alıkoyar seni. Kötümser olursun,apışıp kalırsın, ezilirsin. Hakikati olduğu gibi görmek.. Yani bozguncu olmak.. Evet bozgunculuk denen şey budur, bundan doğar. Siz kelimelerle zehirlenen adamsınız, onun için size eksiksiniz dedim. Yeni adamın realizmi başkadır. Elinde bulunan bu mal,bu nesne ile , onun bu vasiflarıyla ben ne yapabilirim? İşte sorulucak sual !
Halit Ayarcı'nın 219 sayfanın son paragrafında sarf ettiği bu son cümleler işte erken cumhuriyet döneminde türk tarih tezinin kurgulanışının merkezini oluşturan felsefeyle bire bir örtüşür.Bunun için de şimde Etienne Copeaux'un doktora tezine geri dönüyorum.
" Türkiye'de 20. yüzyılın ulusal bilinci ve tarihyazımı, sönen Osmanlı İmparatoprluğu'na karşılık içinde biçimlendi.... Bu yazın,günümüze dek söz konusu etkenlerin iini taşıyacak ve Türklere yeniden güven ve gurur vermeyi , görüntülerini düzeltmeyi, kültürlerinin sürekliliğini ve büyüklülüğünü kanıtlamayı, Anadolu^daki varlıklarının eksikliğini ve meşruluğunu ve binlerce yıllık devlet kurma yeteneklerini göstermeyi hedefleyen bir kendini doğrulama söylemi üretecektir."
" Birçok Türk aydın kuşağını etkileyecek mantık yürütmeler, çıkarsama sistemleri 1870'den itibaren belirmeye başlar.Celaleddin(Mustafa Celladin ismini alarak Müslüman olmuş Polonyolı göçmen 1870'lerde önce İstanbul'da sonra Paris'te yayımlanan ve oldukça yankı yapan Les Turcs anciens et modernes adlı bir kitabı mevcut) bilimsel bilgininin giremediği alanları kullanarak , açıklanamayan doğruluğu sınanamayacak tezlerle açıklayarak sonuç alıcı yöntemlere başvurur... Bir şeyin zıddını kanıtlamanın olanaksızlığı , kanıt yerine geçmetedir. Aynı yöntem , daha sonraları, dili belli bir sınıflandırmaya girmeyen tüm halkların Türk kökenli olduklarını ileri sürmek için kullanılacaktır. Sümerler , Hititler, dilleri Hint-Avrupa ailesinden olmadığına göre ancak Turan dili olabiliceği söylenen İndüs havsazındaki İlkçağ halkları."
1919- 1922 Çalkantalarının Tarihyazımı Alanındaki Sonuçları sayfa 50
... " Dönemin tarihyazımı vurguyu Asyalı kökenler üzerinde yapıyordu, ancak Yunanlılar ve Ermeniler de Anadolu üstünde kendi vatanları olarak hak idda ederlerken , bu uzak kökleri öne çıkarmak riskli bir girişimdi. Bu nedenle, ilk işgal eden haklıdır söylemi uyarınca, Anadolu'da Türk atalar bulmak gerekiyordu. Kısacası Ermeniler katledildikten ve Yunanlılar yenilip sürüldükten sonra onların toprak istemelerinin tüm tarihsel dayanaklarını ellerinden almak ve Anadalu'nun Yunan ya da Ermeni olmadan önce Türk olduğunu kanıtlamak zorunluydu."
... "Uzak geçmiş bilgisindeki ilerlemeler bir kez daha Türk milliyetçiliğine hizmet etti; Kemalist rejim yerleşirken,uygarlıkları MÖ 2000'lerde gelişen Hititler hakkında giderek daha çok şey öğrenilmeye başlandı ama dilleri henüz sorun yaratıyordu Hiyeroglif denen Hititçe, çözümleme ççabalarına direniyor ve dönemin bilginleri bilinen dillerle bir bağlntı kuramıyorlardı. Milliyetçi tarihçiler, bilgideki bu boşluktan girecekler ve Hititlerin , ard arda göçlerle Orta Asya'dan gemiş eski Türkler olduklarını ileri sürmenin çekiciliğine dayanamayacaklardır.
Güneş -Dil Teorisi sayfa 73
"Tarih Tezleri ile oluşturulan yapıyı mükemmelleştirmek için , Türk uygarlığının mutlak öncülüğünü ortaya koyan kanıtlar sisteminde ilerlemeler yapmak gerekiyordu. Arkeolojik kanıtları çoğaltmak güçtü,çünkü araştırma alanları Türkiye dışındaydı ve genellikle ulaşılması olanaksızdı; zaten olmayan bir şeylerin kalıntılarını bulmak , bazı kazılara yalan söyletmedikçe ,güç bir iştir. Bazıları hakkında çok az ve parçaları bilgiler kulunan eski dillere yönelik dilbilimsel kanıtlar, keyfı yorumlara daha açık bir alan oluşturuyordu. "
Etienne Copeaux'ün tezinin " Geçmişin Yeniden Keşfi" başlıklı kısmında Erken Cumhuriyet döneminde yeniden yazılan türk tarihinin geçerliliğini kanıtlamak için kullanılan yöntemlerle, Tanpınar'ın romanında rastladığımız,Halit Ayarcı'nın hayali bir ensititü kurmak amacıyla Hayri Bey'i ikna etmek için kullandığı yöntemler arasında ne yazık ki temelde bir farklılık olmaması oldukça ürkütücüdür. Yine de bu ürkünç durumun sade bize has bir şey olmadığı da belirtmeden bitirmek istemiyorum . Copeaux'un da belirttiği gibi türk tarih yazımının arka planında yatan kaygıların neredeyse hepsi, komşu halklar tarafından da paylaşılmaktadır. Yunanlılar 19 yüzyıl sonunda , Antik kültürün sürekliliği düşüncesine dayalı bir söylem oluşturmuşlardır ve Ermeni kimlik söylemi de aynı tema üzerine kurulmuştur.