1/15/2009

İSRAİL-(FİLİSTİN)=?

Bu konu hakkında aslında hiç bir şey yazmak istemiyordum , hala çok isteksizim. Birincisi hala konuya yeterince hakim olduğumu düşünmüyorum ki aslında bu konu hakkında fikir öne sürebilicek cesarette olanların çoğunluğuna göre çok daha fazla fikrim olduğunu savunabilirim , iki sene boyunca aldığım ortadoğu politikası derslerinden ve okuduklarımdan sonra - fakat yine de bu bölgeyle ilgili yeteri kadar tarihsel okuma yapmadığım için şu an olup bitenleri enine boyuna değerlendirmesini yapabilicek kapasitede hissetmiyorum kendimi. Şu an olup bitenlerle ilgili yüzeysellik son ihtiyaç kanımca. Birincisi gereksiz açıklamalar hem objektif bilgileri bulandırıyor hem de bu konuda bilgi sahibi olmayan insanların kafalarını karıştırıyor. Şu an olup bitenleri beş yıllık bir zaman dilimi içerisinde analiz etmek ne kadar yanlışsa tamamını bir ulus-devlet ülküsünün *israil'inkinden bahsediyorum altında incelemekte bir o kadar yanlış. Olayları hiç bir zaman tek taraflı görmeme verilen bilgiyi sürekli sorgulama taraftarı olmak gerçek bir toplumbilimcinin görevi,bunu yapmıyorsa eğer zaten yaptığı işin doğruluğuna ve tarafsızlığına olan inancını yitirmiş demektir.

İsrail-Filistin sorunu öyle bir çatışmayı içinde barındırıyor ki geçmişini ve geleceğini düşünürek şimdi alınan kararlar ışığında verilen zararları çok kolay göz ardı edebiliyor insan.Veyahut tam tersi bir yanılgıya düşüp sadece realiteye odaklanıp geçmişin karamsarlığının da etksiyle geleceği yok sayabiliyor.Yani eninde sonunda iki tarafında ya geçmişi ya geleceği ya da şimdiyi farklı zamanlamalarla es geçtiği ve iki tarafında oldukça kesin ifadelerle varoluşsal olarak algıladığı bir sorun bu.

En çok da aslında "öteki" üzerine bir sorun bu. Bu yüzden bu sorun hakkında yazılmış ve yazılıcak olan hiç bir akademik yazı bu sorunun yarattığı şiddetin temellerini incelerken , varlığın ötekiyle olan ilişkisini irdelemeden bir sonuca varamaz. Çünkü şiddetin temelinde yatan sorun budur. Bu yüzden Emmanuel Levinas'ın varlık ve öteki arasındaki ilişkiyi irdelediği " Humanism of the Other "sı bugün İsrail-Filistin arasında süregelen çatışma üzerine başvurulan en önemli temel eserlerden birisidir.

Bu yazıyı yazmamın sebebi de aslında Levinas'ın bu kitabını kısa zaman önce okuyup süregelen çatışmayı bu kitap üzerinden algılamaya çalışmamdan kaynaklanıyor. Ama bugün yazmamın başka bir sebebi var. O da indepedent'te okuduğum bir Robert Fisk makalesi.

Robert Fisk’s World: Wherever I go, I hear the same tired Middle East comparisons - Robert Fisk, Commentators - The Independent

Fisk bu makalesinde kısaca Kanada'da bulunduğu süre içerisinde İsrail-Filistin arasında süregelen çatışmanın sağcı basın yayın organlarınca desteklenen pro- İsrail bakış açısını sorguluyor.İsrail'in Hamas'ı hedef aldığı fakat yüzlerce sivilin ölümüne,açlığa kısacası güç orantısızlığının egemen olduğu her savaşta gördüğümüz gibi bu savaşın da yol açtığı felakatlerin sonucunda kendine ne tür bir meşruiyet zemini yarattığını açıklıyor. Bir devlet elbetteki - varoluşsal kaygılarından ötürü- meşruiyet kazanmak adına her türlü şüphe çeken suçlamayı yapmakta sakınca görmeyebilir. Fakat bu ölümlerin salt rakamlardan ibaret olmadığını idrak edebilicek kadar tecrübeye sahip bir halkın çoğunluğu nasıl devletini haklı görebilir?

Fisk'in yazısında yer verdiği Fintan O'Toole'un cümleleri sanırım yeterli bir cevap veriyor olucak.

"When does the mandate of victimhood expire?" he asked. "At what point does the Nazi genocide of Europe's Jews cease to excuse the state of Israel from the demands of international law and of common humanity?"...




Bu arada hiç bir savaş görüntüsünü kopuk bacaklı çocuk fotoğrafı veya battaniyelere sarılmış bina yıkıntıları arasında ailesini arayan bir adamın fotoğrafını koymayı tamamiyle reddediyorum.Susan Sontag'ın Regarding the Pain of Other'sını okuyan acının yabancılaştırılmasına katkı sağlayan her türlü savaş fotoğrafının tüketilmesine karşı olan herkes gibi.

Hiç yorum yok:

FEEDJIT Live Traffic Feed