




Bu hafta salı günü ev sahibimle birlikte sabahın sekizbuçuğu gibi asla sokakta olmak istemediğim bir saatte kontrol için hastaneye gitmek zorunda kaldım. İyi ki kalkmışım ve gitmişim demem çok fazla bir zaman almadı, gittiğim hastane Policlínico Ferroviario Central ,Peronist dönemde inşa edilmiş oldukça büyük, oniki katlı bir bina.Koridorların genişliği ve uzunluğu yine binanın pencereleri ,iç dekoru Peronist dönemde yapıldığını kolayca tahmin etmemi sağladı. Binadan ayrılırken asansörün bir türlü boşalmaması üzere hiç bitmeyecek gibi gelen helezon merdivenlerden inerken , acaba Buenos Aires'te bu bina gibi Peron'nun liderlik ettiği dönemde inşa edilmiş kaç bina olduğunu ve onların hangi mimari özelliklere sahip olduklarını acaba hepsinde rastlanabilicek ortak özelliklerin de olup olmadığını düşündüm. Sonra rastlantı eseri Belgrano'ya giderken gördüğüm askeri hastane ortak bir şeylerin kesinlikle olabiliceğini kanıtladı ki sadece otobüsün camından gördüğüm kadarıyla.Peki bütün bunların yazının başlığıyla ne alakası var? Santiago Porter Arjantin siyasi tarihindeki çalkantıları, işkence görmüş insanlara,acımasız generallere,isyan eden kalabalıklara ait görüntüleri kullanmadan oldukça radikal bir şekilde salt bu çalkantılara ev sahipliği yapmış binaların fotoğraflarını çekerek açıklıyor. Her hafta pazar sabahının ilk ışıklarıyla bir zamanlar Arjantin'de yaşayan binlerce insanın hayatını sonlandıran veyahut acımasızca değiştiren kararların alındığı bu binaların önünde duran Porter, binaların belleğimizde oynadığı role dikkat çekiyor. 1 mayıs 1977 gösterileri sırasında Taksim'de bulunan insanların şimdiki The Marmara otelinin olduğu binayı , Kazancı yokuşunu , meydanı ,AKM'yi her gördüklerinde hissettikleri acı ve çaresizlik sanırım binaların ülkelerin ve halkların belleklerinde ne tür bir yer edindiğini bize en kısa yoldan açıklıyor.
Bir zamanlar acımasız generallerin içinde çalıştığı , işkencelere mağruz kalan solcu gençlerin de önünde protesto yaptığı bu binaların pazar sabahının ilk ışıklarıyla çekilen bu ıssız görüntüleri,benim gibi bu ülkenin siyasi belleğini taşımayan biri için bile oldukça tüyler ürpertici. Bu yüzden her hafta işkenceler sonucu kaybettiği çocuğunun torununun bulunması için gittiği meydan da hala kendinde bağırabilicek gücü bulan seksen yaşındaki bir anneanne'nin bu ıssız binaların önünden her geçişinde hissettiği çaresizliği tahmin dahi edemiyorum.
Ve bir not Porter 2002 de Gugenheim bursu almış pek şaşırmadım...
ve yine Porter'ın binalarla ilgili serisiyle ilgili daha fazla bilgi için:
Santiago Porter Fotografías Recientes
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder