7/01/2010

PLAN MEKSİKA

Meksika, Tamaupilas bölgesinde PRI ( Devrim Enstitüsü Partisi)'den aday olan Rodolfo Torre Cantu 28 Haziran Pazartesi sabahı 10:30 sularında Golf Uyuşturucu Karteli’nin gönderdiği bir kamyon dolusu adam tarafından resmen katledildi. Latin Amerika medyası o günden bu yana yerel seçimlere sadece bir hafta kala gerçekleşen bu suikastı konuşuyor. Golf Karteli'nin Tamaupilas bölgesindeki etkisi ve gücü tartışılmaz. Yıllardır bütün seçimleri çeşitli yollarla maniple edip, kendi finanse ettiği adayları seçtirmeyi başaran oluşum için Cantu'nun öldürülmesi, organizasyonun çıkarlarının korunması açısından şart idi. Bu sebepten sabahmış, insanlar görürmüş, bütün dünya bu olayı konuşurmuş, hükümet " sözde" kartelin peşine düşermiş gibi olaydan sonra ortaya çıkacak problemler örgütü rahatsız dahi etmedi anlaşılan.

Cantu'nun öldürülmesinden 48 gün önce ülkedeki en önemli politikacılardan biri olan Diego Fernandez de Cevallos yine bir uyuşturucu karteli tarafından kaçırılmıştı.(Bu kaçırma olayı oldukça spekülatif, kimilerine göre halkın Calderon hükümetinin uyuşturucu kartelleriyle olan savaşına dikkat çekmek ve halkın desteğini kazanmak amaçlı planlanmış olma ihtimali çok yüksek) Yine ülkede epey sevilen, uyuşturucu, kartel hayatı gibi sözlerin ağırlıkta olduğu şarkılarıyla tanınan EL Shaka lakaplı meşhur şarkıcı Sergio Vega'nın da 26 Haziran’da Sinaloa kentinde vereceği konser öncesi öldürülmesi, ülkede uyuşturucu kartellerini temizlemek, aynı zamanda ABD’de gün geçtikçe güçlenen,uyuşturucu satışlarının büyük bir bölümüne egemen olan Meksika kartel ağlarını zayıflatmak için Amerikan hükümetiyle ortak geliştirilip Calderon ve Bush döneminde yetki sınırları arttırılan Plan Meksika’yla ilgili varolan şüpheleri arttırdı.

UYUŞTURUCU KARTELLERİ VE TOPLUMA YANSIYAN ŞİDDET

12 Nisan 2010'da yayınlanan hükümet raporlarına göre uyuşturucu kartelleriyle olan savaşta 2006 yılından bu yana yaklaşık 23.000 insan öldü ve yine bu yılın ilk üç ayında ölü sayısı 3.365'e ulaştı. Bu ölümlere ek olarak kartellerin, kaçırma, tecavüz, sakat bırakma gibi tehdit amaçlı şiddet yöntemlerini de başvurduklarını unutmamak lazım. Sinaloa, Tijuana, Cuidad Juarez (Juarez şehri), Michoacan ve Guerrero gibi bölgelerde insanların uyuşturucu kartellerine bulaşmadan hayatlarını idame ettirmeleri neredeyse imkânsız. İşsizlik ve ailelerine yönelik sürekli tehditlerle yaşamak istemeyen herkes kartellerle işbirliği yapmak zorunda. İşbirliği derken uyuşturucu satmaktan değil; susmak, suça ortak olmak, ölümleri göz ardı etmek ve rüşvet alıp istenilenleri yapmaya razı bırakılmaktan bahsediyorum. Kartellerin öldürme, kaçırma yöntemleri farklılık gösterirken bu uygulamalar arasında ‘kafa kesme’ bir hayli yaygın. Ülke medyasının da uyuşturucu kartelleri tarafından kafası kesilen insanların görüntülerine yer vermesi toplumun yıllardır süren şiddeti normalleştirmesinde önemli bir etken.
Medyanın, Calderon hükümetinin uyuşturucu kaçakçılarına karşı Amerika Birleşik Devletleri ile birlikte yürüttüğü savaşı desteklemek amacıyla şiddetin dozunu arttırıp halkı terörize edişi bana Türkiye'yi anımsatıyor. Çözümsüzlüğü teşvik etmek ve silah alımlarını, askerin günlük hayattaki rolünü topluma kabul ettirmenin yolu halkı ikna etmekten geçiyor. Fakat Meksika halkı pek ikna edilmişe benzemiyor. La Jornada gibi Meksika'nın önde gelen gazetelerindeki yazarlar ve ülkenin önemli akademisyenleri, Calderon hükümetini bu planla Meksika'yı yavaş yavaş Kolombiya'ya çevirmekle suçluyor. Human Rights Watch'ın bu seneki raporunda Plan Meksika'yla başlayan süreç içerisinde insan hakları ihlallerinin nasıl artış gösterdiğine dikkat çekiliyor. Polis ve askeri güçlerin kartellerle savaşırken suçsuz sivilleri çekinmeden öldürmeleri korku ve şiddetin günlük hayatın her alanına girerek hiç olmadığı kadar görünür kılınmasına yol açıyor. Tüm bunlara sorunun çözümüne dair hiçbir gelişme yaşanmaması planın istenilen sonucu vermediğini kanıtlıyor.

Plan Kolombiya ve Tekrar Edilen Hatalar

Bugün Meksika’da yaşanan şiddeti ve Plan Meksika’nın bu şiddeti durdurmadaki başarısızlığını anlamak için ABD’nin Plan Kolombiya'daki hatalarını anımsamak ve bu hataları Plan Meksika’da tekrar etmekteki ısrarı üzerinde durmakta yarar var.Hata derken şundan bahsediyorum: Amerikan hükümeti yetkilileri, ‘Plan Meksika'da’ gördüğümüz gibi Plan Kolombiya'da da uyuşturucu kartelleriyle mücadelenin en çok askeri boyutuna yatırım yapmayı tercih etmişti. Fakat gün be gün ortaya çıkıyor ki uyuşturucu kartellerinin Meksika ve Kolombiya’daki etkisini azaltmanın yolu silahlı müdahalelerden çok yargı tarafsızlığının sağlanması adına kartellerin yargı üzerindeki etkisinden arındırılması, gençlere ve köylülere iş olanakları sunulması, polis teşkilatlarındaki yolsuzlukların önlenmesi, eğitime yapılan yatırımların arttırılması gibi uygulamaların yürürlüğe konmasından geçiyor. Askerlerin bir tür iç savaş halinde, şehirlerde, kasabalarda, köylerde gerçekleştirdiği saldırılar bu kartellerde ailelerinin geçimlerini sağlamak için baskıyla çalıştırılan binlerce insanın katledilmesinden başka bir sonuç vermiyor. Kartellerin başında, milyon dolarlık evlerinde yaşayan liderler DFde Bogota'da, Miami'de ultra güvenli bir şekilde hayatlarına devam ediyorlar.
Geçen sene Latin Amerika ve Güvenlik Politikaları adlı bir seminerde hocamın söyledikleri aklıma geliyor : "Uyuşturucu karteli liderlerinin çocukları sizin oturduğunuz dairelerde, sizin gittiğiniz okullarda, sizin yemek yediğiniz lokantalardalar. O tehlikeli Villa'larda, barriolar'da (gecekondu mahalle) yaşayanlar sadece bu insanlar için çalışmak ( öldüren çalan, kaçıran) zorunda kalan yoksullar.”
Eğer gerçek amaç bu kartelleri etkisizleştirmekse savaşı başka bir cepheden yürütmek gerekiyor. Ve yine son olarak bence bütün bu olanları sona erdirebilecek uyuşturucu maddelerin yasallaştırılması seçeneğinin neden hiçbir şekilde gündeme gelmediğini de sorgulamak gerek. Acaba milyonlarca dolara mal olan bu “Planlar”, kartelleri etkisizleştirmek değil de silah tüccarlarının, politikacıların çıkarlarını korumak için tasarlanıyor olmasın ?

3 yorum:

Faruk Ahmet dedi ki...

Bildiğim kadarıyla PRI tam bir diktatörlük-eğilimli devlet partisi —bizim CHP gibi: İki parti de Sosyalist Enternasyonal'e üye, ama Sosyalist olmakla hiçbir alâkaları ne hiç olmuş, ne de olduysa bile şu an izi kalmamış. Yalnızca genel Meksika nüfusunu etkileyen uyuşturucu gibi alanlarda değil, belirli bölgelerde yaşayan azınlıklara uygulanan politikalar alanında da çok acımasız ve vurdumduymazlar. Dış tepkilerden filan da çekinmiyorlar. Daha geçenlerde şu yazıya rast geldim CounterPunch'ta: http://www.counterpunch.org/ross06172010.html PRI'ın Triqui bölgesi valisi Ulises Ruiz Ortiz eliyle yaptıklarını, yerel halkın direnişini, bu direnişlerine destek olmaya çalışan uluslararası gönüllüleri ... anlatıyor. Meksika gibi karmakarışık bir tarihe sahip bir ülkede, 70 yıldır devleti yöneten PRI gibi bir parti varsa, ve bu parti seçimlere hile karıştırmaktan otoritesinin bozulur gibi olduğunu hissettiğinde şiddete başvurmaya, hiçbir şeyi yapmaktan çekinmeyen bir partiyse, artık bir "parti"den daha başka bir şeylere dönüşmüş demektir ve kimse artık kim kimi öldürdü, provokasyon muydu, straightforward bir politik düşmanlık mı.. çözemez, sanıyorum. O yüzden öneri doğru, belki uyuşturucu maddelerin en azından hafifleri legalleştirilse bir şeyler düzelir, ama bunun "kimsenin aklına gelmemesinden" dolayı gündeme gelmediğini sanmak naiflik olurdu, dediğin gibi. Çok iç karartıcı.

Bir de şu, El Shaka olayı var. Belki biliyorsundur, sorayım: takip ettiğim bir polisiye dizi vardı, The Shield diye. Meksika'dan gelen uyuşturucuyla da uğraşıyorlar. Bir bölümde öldürülen birinin izini, Meksika'da çok popüler olduğu söylenen bir şarkı türü aracılığıyla buluyorlardı: dediklerine göre adam öldüren çete üyelerinin bu işi nasıl yaptığını -biraz da överek- anlatan şarkıcılar varmış, çete üyeleri de kendileri üzerine yazılan bu şarkılarla övünüyorlarmış, o yüzden açıkça kimin kimi nerede nasıl öldürdüğünün bu şarkılarda anlatılmasından gocunmuyorlarmış vs... Çok ilginç bulmuştum; var mı gerçekten böyle bir gelenek?

Sena Akalın dedi ki...

evet PRI çok korkunç bir parti Chp benzetmen aslında çok ilginç oldu çünkü senenin başında meksika'da babası troçkist parti kurucularından olan bir arkadaşıma CHP'den bahsettiğimde beraber acaba CHP PRI parti karşılaştırması üzerine bir makale yazsak mı diye düşünmüştük çünkü güya meksika da darbe olmaksızın dvm eden bir demokrasi geleneği var ama yalan resmen ülke seninde dediğin gibi yıllarca tek bir parti tarafından yönetildiğine göre demokrasi falan aramak bence saçma olur, bu yolladığın counterpunchtaki yazıyı okucam,sadece PRI'yle ilgili tespitin çok doğru .. legalleştirmenin akıllarına gelmediğini yazmam sanırım- sanırım yanlış ifade ettim orda kendimi , çünkü başta benim üniversitedeki hocam juan tokatliyan google da bakarsan makaleleri çıkar defalarca bu maddelerin legalize edilmesi söz konusu olduğunda gerek meksikada gerek kolombiyada - başta siyasilerin çok büyük tepki gösterdiğini ve bunu ciddi bir şekilde düşünen liderlerinde süikasta kurban gittiğini anlatmıştı bana o cümlemi değiştirip başka türlü ifade etmem lazım kendimi son olarak faruk şu şarkıcıyla ilgili bir şey bilmiyorum :( bir de flickr'ındaki şu seriye bayıldım çok alakasız oldu ama yazmam lazımdı :) http://www.flickr.com/photos/farukahmet/page18/

yorumun için çok teşekkürler birilerinin en azından oturup blogumu ciddi bir şekilde okuduğunu bilmek çok mutlu ediyor beni.
bu arada bu konu benim tez konum olucak , gelecek sene sana bitirdiğimde ingilizcesini yollarım ilgini çekerse.

Faruk Ahmet dedi ki...

:) Sihirli kelime "devlet partisi". Bu kadar benzeşmeleri doğal o yüzden. Biraz kaba bir yüzeyselleştirmeyi göze alırsak, bu benzerliği uyuşturucu ticaretine dek uzatabiliriz aslında: CHP'nin birebir bir ilişkisi olduğunu sanmıyorum, ama onun askerî kanadı olarak kabul edebileceğimiz bir TSK var ortada. Güneydoğu'da askerlik yapmış ya da başka sebeplerle bulunmuş tanıdıklarımdan, PKK (Meksika'daki uyuşturucu/şiddet kartellerinin muadili diyelim buna da) ve TSK'nın elele uyuşturucu trafiğini nasıl yürüttüklerini çok dinledim. Ama dediğim gibi baya yüzeyselleştirmiş oluyorum: Meksika ve Türkiye arasındaki "uncanny" bir benzerlikten değil bunlar, bir sürü fark var aralarında; daha çok "the banality of power & violence" diyelim

//

Yok o son cümlen yanlış anlaşılmıyor bence; zaten "dediğin gibi" diye bitirmiştim cümlemi dikkat edersen. Senin yazıdaki bitiriş cümleni desteklemek için söyledim onları..

//

Çok güzeller değil mi —minyatürler? Bir ara İznik Vakfı'nda çalışıyordum; tarihî İznik çinilerini otantik yöntemlerle (yani her birini tek tek elle) üreten bir vakıf. Azerbaycan'daki bir sinema salonunun lobisine çini hazırlarken bize ilham olsun diye oradan göndermişlerdi bunları, kartonlar halinde. Hayran oldum, çaktırmadan scan edip Flickr'a yükledim. Arada açıp bakıyorum :)

//

İlgimi çeker tabii, çok incesin, sağol.

FEEDJIT Live Traffic Feed